
Çocukken ne çok korkup kaçardık geceden. Hele ki ben geceleri bi odada tek başıma oturamaz, uyuyamazdım. Belki senelerce bir ablayla aynı odayı paylaşmanın verdiği etkiyle, ablam bir arkadaşına kalmaya gidince o geceyi nasıl atlatacağımı planlardım. Bu korkuyla ilgili çocuk bi anım var ki; GECE bi odada tek başına kalmak. Bir akraba evi, gayet küçüğüm 10 yahut 11 yaşındayım. Akrabalarımız senelerce çocukları olmamış ki o dönem tüp bebek tedavisini keşfenden her çift gibi ard arda çocuk yapma girşimlerinde bulunmaları sonucu iki kız çocukları olmuş. akabinde beni yani çocukları oluncaya kadar evlat kabul ettikleri beni evlerine götürüyorlar. Ne zaman gitsek onlara mutlaka benimle uyuyan teyzem artık kendi çocuklarının korku sığınağı olma görevini üstlenmiş dolayısıyla salonda yalnız, tek başımayım.
Deli gibi korkuyorum.
En sonunda bütün rezilliğini göze alıp hastalıktan 2 saat ömrüm kalmış gibi kıvranarak gidiyorum odalarına. bir elim karnımda bir elim alnımda o sırada filmlerden öğrendiğim hastalıkları oynamaktayım. ama bu konuda berbat olduğumu seneler sonra itirafları sayesinde öğrendim. Çocuk işte demeyin. Malak bi çocuk bu. Açık açık korkuyorum dese ne olabilir ki?! En kötüsü "Yürü git lan odamızdan!" gibi bi tepkiyle karşılaşma ihtimalim olurdu.
şimdi geceyi düşünme ihtimali bile huzur veriyor. Gece - kendime ait benim tek başıma olduğum güzel zamanım. zaman zaman en ateşli zaman zaman en lanet zamanım. Geceler güzel evet.
İkinci öğretim bir üniversite öğrencisiyken de güzeldi hatta lisedeyken bile. Herzaman güzellerdi.
ama yaş geçtikçe ulaşılmaz güzellik gibi Adriana Lima yahut Kate Moss gibi olmaya başladılar benim için. İş ve uyku molaları arasında kaçamak ilişkiler yaşadığım mükemmel sevgilim. bana ait benim sevgilim...
Subscribe to:
Post Comments (Atom)


0 comments:
Post a Comment