Bence buraya koymalıyım dedi. En uygun yer orası gibi görünüyor, diye karşılık verdim. Bavulun durabileceği en mükemmel yer konusunda hem fikir olduktan sonra koltuğuna doğru yöneldi. aynı uçakta olmamıza rağmen Uşak otogarda vedalaşıyormuş gibi davranarak başımızı hafifçe öne eğdik. Söyleyecek bişey bulamayan ve selamlaşarak konuyu kapatmak isteyen insanların yaptığı şeydi bu.
Uçak havalandıktan sonra işlerimi bitirip yanına gitmem dostça iki satır muhabbet etmem gerekiyordu. Nasıl gidiyor diye sormayı planladım ama “türbülans olmadığı sürece mükemmel!” dyerek karşılığında yeni bir cümle kurmamı engelleyecek bir şey söylemesinden korktum. Yemeğini verdim ve içecek bişiy ister misin dedim. Sağını solunu çevreleyen arkadaşları ister misiniz değil de ister misin diye kurulan soru cümlemi farkedip heyecanlandılar. Dişi ve hostes. 20 küsur yaşlardaki erkekler için daha heyecan verici olanı kadın araba tamircisi.
-Yok sağol sibelcim, dedi.
Ahmetcim ayşecim fatmacımdaki cimleri hep samimiyetten uzak bulurum. gizli otorite ekleri benim için dilbilgisindeki yerleri. Sinsi bir küçümseme içerir. Üst alt ilişkilerinin sansari gizli eki. Öğretmen odalarında kim –cim ise en tecrübesiz öğretmen oydu. Patronuna iş yerlerinde kim Ahmet beycim diyebiliyosa ilk zam alacak olan da oydu.
“Peki canım” la topu göğsümde yumuşatmayı düşündüm biran sonra vazgeçtim.
“Afiyet olsun” diyerek uzaklaştım.
Birzdan tekrar yanına gitmem gerekecekti çünkü arkadaşlar böyle yapardı. İçimden yüksek sesle “eş dost hal hatır eş dost hal hatır” diye bağıran babaanne sesimi susturdum ve onun yerine oğullarının evlerine bile oturmaya gitmeyen dedemi konuşturdum;
-sanki konserine gitsen sibel gel şu amfinin üstüne otur işim bitsin sağdan soldan laflayalım mı diyecek! Ne işin var, boşver!
Para üstü vermek için yan koltuğunda oturan menajerine doğru yürüdüm. Sonra terminatör gibi başımı yavaşça çevirerek söylenebilecek en salakça şeyi söyledim.
-naber yeaaa
-iyi, çalmaya gidiyoruz.
“O an ne çalacaksınız değerli bişiy mi?” gibi bi espri yapabilir ya da “megadeth geliyomuş doğru mu?” diyeilirdim. Ama hakszlık olurdu. Zira uçakta çalışıyorum diye bana “ izmire yarın kaçta uçak var hala kızı?” diyen akrabamla aynı şekilde davranmış olup müzikle para kazanan hal hatır eş dostumu biletix çalışanı kıvamında görmüş olurdum. Gerçi kıvamı neydi ki bunun tam olarak kestirememiştim.
Menajerinin “nerden tanışıyosunuz?” sorusuyla silkindim. Sorduğu bu mükemmel zamanlamalı soruyla menajer, arifin manchester a attığı golle Songül karlı sutyensize ilerleyen arkadaştan daha değerliydi benim için. Ondan bile daha değerli.
Hem ilkokul hem ortaokul hem de lise. Gerçi ortaokul ve lise 7 yıllık anadoludaydık diyerek aslında zeki olduğumu da belirtmek istemiştim ama bun söyleyerek Songül karlı sutyensizden pınar altug tanga adlı videoya ilerleyen kişinin ben olduğumu ispatlamış oldum. Daha fazla sansürlü youtube videosu izlediğimi belli etmemek için “işim bitsin gelicem” diyerek yüzümdeki kıvamı tutuncaya kadar kısık ateşte pişirilmiş gülümsememle uzaklaştım.
Çünkü daha çooook işim vardı henüz hilal cebeci videolarına geçememiştim.
ben.. ben bi sürü hata yaptım hayatımda. görerek bilerek isteyerek yaptım. kadın ruhunun acı sevmesinden hayatında inişler çıkışlar, ihtiraslar yalanlar dolanlar olmasını istediğinden, havva dan gelen doğamdan mı yoksa benim şeytani ruhumdan mı bilmeden.. belki kendimden uzaklaşmak için oldugum insanı sevmedigimden belki de öncesinde yaşadıklarımın faturasını büyüyünce kesmek istedigimden. bi sürü hatalar yaptım ben.. yapmaktayım hala da. ders çıkarılır mı bile bile yapılan hatadan.. kendini mutsuz etmek hoşuna gider mi insanın.. nasıl sapıkça nasıl mazoşistce bi duygudur bu?
isterim ki bigün çekinmeden tüm bütün yaptıgım kötü şeyleri anlatabilecegim ama buna rağmen yüce insanlıgıyla beni kollarına alıp uslu puslu egitilmiş bir kız yapacak biri olsun. güçlü kadınlar güçsüz hissetmeyi severmiş. bigün kollarına alacak beni tüm pisliklerime rağmenç. acıyacak bana.. bu da hoşuma gidecek. bigün olacak bunlar.
mutluyum bugün. doğal gaz faturası elektrik faturası digitürk faturası gelmiş kira günüm geçti. lakin mutlu ve umutluyum. amerikan teenage movie müzikleri dinlerken mutluyum. bişiyler yolunda gidecek biliyorum. eninde sonunda ona sarılıcam boş şeylere beraber katıla katıla gülücez biliyorum. ve bundan mutluluk duyuyorum.
oofff... tek ben miyim annesinin yıllardır tonlamasına dokunmadan aynı repertuarla götürdüğü alarmdan rahatsız olan?
- "kızıııım. kalk artıııık (burda ses yükselip düşmekte) sabah oldu ama! (bi anda sertleşir)"
rüyamda Chris Wolstenhome le karşılıklı slap atıyo olsam bile oflayıp puflayarak uyanıyorum durduk yere. bir önceki gün içtiğim bol sarımsaklı çorbayla birlikte oturdu bile mideme huzursuzluk. evhamlı annelerin kızları inadına "dünya şeyime" felsefesini benimserken annenin feylezof tavırları daha da sinir etmekte.
seviyorum annemi.
işe giderken dinlediğim favori şarkım " Godsmack- I fucking hate you." bir paris hilton bilemedin angelina jolie olmama izin vermeyen sevgili kaderime seslendiriyorum bu şarkıyı.
seviyorum işimi.
sevgili öğrenci burdan sana sesleniyorum. yavrum hayvan mısın! ne adam gibi gelmiyosun dersine. 3 hafta gelme sonra oooh mis hoca yapar telafi. haydi bir hafta gelmedin farzedeyim. sen gibi kaçta tane var haftada biliyo musun. her sınıftan 1 kişi gelmese etti mi kafadan 20 kişi. ne demiş büyükler. "ben sana doktor, mühendis, öğretmen olamazsın demedim, adam olamazsın dedim"
seviyorum öğrencilerimi.
facebooktur, youtubedur neslinin öncülerindeniz herhalde. en eskilerinden. açtım facebooku tekrar. bakıyorum sağa sola. zort diye bi mesaj. " would you like to join facebook translation crew. your facebook needs you." ignore dedin geçtin. hooop bi tane daha. hayır mark zuckerbergcim. aylıklı,sigortalı iş mis. ssksı var bayramda izin veriyoruz desen anında satıcam iş yerimi de bedavaya diyosun be çitlembik. malsam onun da bi ölçüsü olmalı.
seviyorum markı.

Gözleri esmer güzel titretirdi bedeni
Ben ay ‘ı keser cemaline nur eylerdim
Elin bunun şavkı ne dem olurdu ne de ezel
Ben o güzele meşki mecbur eylerdim
Nefesi duyulmaz idi sesi vakur
Mis kokun olmayaydı zatı zen neylerdim
Haramdı; gözlerinin akı bile namahrem
O güzel olmayaydı güneşi kim bellerdim
Laldir O Bırak Sensiz Etmesin Bir Gıdım Herze
Kaçamazki Bu Dil, Şakır Durur Seni Gördüğü Her Yerde
Sor Esmerim Ar Neymiş, Gurur Varmıymış Bu Erde
Yaradanı Küstürdüm Seni Halaskar Belledim
Hanen Türbem İdi, Durmadan Secde Eyledim
Yer Gök Kör Olsun Görmesin Esmeri Bir Gıdım Işık
Daldır Ağactır İstemese De Güneş Gibi Ona Aşık
Kadın Haram, Zorlasam Da Gönül Düşmez Başka Narine
Sorma Esmerim
O Narin Beden Benden Öte Hangi Densize Yaraşık
Elim Uzatsam Yakarsın Artık Lav Gibi
Dilim Anlatsa Okyanus Olur Nefes Vermez
Bırak Kul Hakkıdır Bari Gözlerim Görsün Çehreni
Esmer Acımaz Zenine Ecel Vakti Su Vermez
Düşürme Yüreğini ,Sevme Yine Esmer Beni
Bir Bakış Atsan Gayri,
Gece Gibi Karanlık Sevdam Ermez
Tükendim dedi acemi şair, hışmınla yordun beni
Ey kudretli ey erkek kader.
Zamanı saçlarıma sardım istedin diye
Rüzgarla çarpar uçlarından
yüzüme hafif hafif keder...
Ey zerdüşt, ey derbeder..
Küstahsın.
Rabbim senin tufanından korusun
İBlis dürtüyor ; diyor ki
Tırnağınla bile iyisin hoşsun
Yüce Mevlam seni benim koynuma soksun!
Rûhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden?
Bilmem, bu yanardağ ne biçim korla tutuştu?
Pervâne olan kendini gizler mi alevden?
Sen istedin, ondan bu gönül zorla tutuştu...
Gün senden ışık alsa bir renge bürünse;
Ay secde edip çehrene yerlerde sürünse;
Her şey silinip kayboluyorken nazarımdan
Yalnız o yeşil gözlerinin nûru görünse...
Ey sen ki kül ettin beni onmaz yakışınla,
Ey sen ki gönüller tutuşur her bakışınla!..
Hançer gibi keskin ve çiçekler gibi ince,
Çehren bana uğrunda ölüm hâzzı verince,
Gönlümdeki azgın devi rüzgârlara attım;
Gözlerle günâh işlemenin zevkini tattım.
Gözler ki birer parçasıdır sende İlâh'ın,
Gözler ki senin en katı zulmün ve silâhın,
Vur şanlı silâhınla gönül mülkü düzelsin;
Sen öldürüyorken de, vururken de güzelsin!
Bir başka füsûn fışkırıyor sanki yüzünden,
Bir yüz ki yapılmış dişi kaplanla hüzünden...
Hasret sana ey yirmi yılın taze baharı,
Vaslınla da dinmez yine bağrımdaki ağrı.
Dinmez! Gönlün, tapmanın, aşkın sesidir bu!
Hasret çekerek uğruna ölmek de kolaydı,
Görmek seni ukbâdan eğer mümkün olaydı.
Dünyayı boğup mahşere döndürse denizler,
Tek bendeki volkanları söndürse denizler...
Halâ yaşıyor gizlenerek rûhuma "Kaabil";
İmkânı bulunsaydı, bütün ömre mukabil
Sırretmeye elden seni bir perde olurdum.
Toprak gibi her çiğnediğin yerde olurdum.
Mehtaplı yüzün Tanrı'yı kıskandırıyordur.
En hisli şiirden de örülmez bu güzellik.
Yaklaşması güç, senden uzaklaşması zordur,
Kalbin işidir, gözle görülmez bu güzellik!
Hüseyin Nihal Atsız
Korsun, Mevla'm seni kızgın ateşten mi yaratmış
Yahut cemalini gören ademoğlu mu sana tapmış
Kimidir topal kimidir işitmez kimidir yeksan
Seni hangi kelime dillendirsin bulunmaz ki sende bir noksan
Gün aydınlanmasın sen ol zifirim, sen ol siyahım
Kul istese de Rab eylemez tutsun ki sana ahım
Yudumladığın su bile dua eder rabbine
Sana ulaşmayan nimet kederdir sahibine
Yezitler; dahi mürailer korkar senden
Hangi imansız imana gelmez ki böyle bir bedenden

Sevdam,
Koca okyanus örülür müymüş hiç.
Benim başımdaki evim, hayalim bile kerpiç.
Bak yüzümdeki servilere sığınmış hazin ar'a,
Kıyma
Uzat bir gıdım olsun keşkülüfukara,
Şu imanı kurumuş kafir dudaklara.
Ufuktan öte tandır evvel ağaran
Vardır elbet gökteki güneşi de karartan,
Sen dillendirdin bu esmeri, bu geceyi
Ahrazdı dudaklar yeni oldu çığırtkan

Çehresine vurgundur aşkın ıhlamur
Yüzüne vurmayan aydan güneşten ne fayda beklesin
Faydasız alevden yükselir gibi buhur
Bilinmez kime ne onmaz yaralar eklesin
Dil, dil ki vuku buldurur şerri
Şer de gelir buldurur mahşeri
Mahşere gelmezden evvel sanır fevkalbeşer
Ihlamurun dalları ona fayda eylesin
Yarı seri ayıramazdan daha
Bilemezsen hangisi ak hangisi kara
Gönlünün su tasını şerbetini dökersen sağa sola
Susuzlukta kim olsun ki sana can eylesin
Ben idim yezid ben idim kafir
Sen kıymetliydin yahut en olmaz kadir
Sırtıma vurdun yükü, çehreme düşen aksedir
Ihlamur sandın sana bir laf eylesin
Ciğer dediğin hasrettir kana
Hangi zene sorsam aşıktır sana
Etme gayrı faydasızdır ıhlamura müdana
Çehresini saklamış ki sana bir af eylesin

öhhmmm...
duygusal bir yazının girşi olacak bu. bu sebeple blog giriş müziği bile "soad - roulette" olarak değiştirildi. karar bu ama yazının sonuna doğru nereye sürüklenmiş oluruz bilemiyorum. daha az önce uludağsözlük de kakalı, boklu entryler okuduktan sonra kendimi nasıl toplayıp da duygusal yazılar girebilirim bilmiyorum. velhasıl bu sıralar pek çok şeyi bilmiyorum. bilmiyorum size de olur mu. zaman zaman kendimi yer yüzüne yaşayan en boktan insanlardan biri olarak görüyorum. gaye yok, amaç yok, dost yok, tırnaklara kadar yalnızlık var. zira ben kapalı kutu dedikleri şeylerdenim. hissettiklerini kolay kolay paylaşmayan, kendi silsilesinde boğulup kimselere çaktırmadan depresyonlar geçirenlerden. bahar bitti evet ama yazla bir benim bunalımlarım başladı normal insanların aksine...(3 nokta koyalım ki duygusal yazı yazma kurallarını bozmayalım)
ne yapacağım yahut ne yapmak istediğim hakkında en ufak bir fikrim bile yok. okyanuslara tın beni gelgitlerle yatırın beni çağlarını çoktan geçtim. hiçbirşeyi akışına bırakamayacak yetişkin yaşlarımdayım. ilk evrelerinde olduğum için o da zor geliyor. karar almam lazım her zamanki gibi..(3 nokta halen var)
sevmem lazım, dert anlatacak bir omuz olsun diye değil gerçekten sevmem lazım ve galiba eşiğindeyim. hayır hiç kimse yok ama bazen öyle hisseder insan. sevmem lazım ki daha güçlü olayım. seveyim ki aşk acısı çekerken diğer sorunlar ufak gelsin..

sevgililer günü ticari ayak yahut aman ne fena gün ne kötü yalnızız da demiycem. bu sebeple bodoslama daldım girizgaha ihtiyaç duymaksızın.
yalnızız her vakit. sevgilidir eştir olsa da yalnızız.
pastel pastel bir yazı yazmak isterdim amma velakin her insanın zaman zaman yaşadığı, o saçma, mantıktan arınmış aptal ruh hali içersine daldım az evvel huşuyla. daha da fenası babanneyle aynı odada burda romantik yazılar yazma girişiminde bulunmam. duyduğu her sesten ve gördüğü her ışıktan uyanan babanne tepki vermesin diye siyah klavyede monitörün ışığının aydınlattığı kadarıyla, siyah oda da siyahım.
çok siyahım bugün. nedendir bilinmez yok hep biliriz nedenleri de dillendiremeyiz. gayet dillendirebiliyorum ama bilindik temşit pilavını sunmak istemiyorum kimseye. zavallıyız be. bak dön şu halimize. hea evlendim mutluyum diyen de tanımıyorum. cidden merak ediyorum o ulu yaratıcı bu kadın erkek mevzularını son derece teknik düşünerek üremek için yaratmış da bizi de biz mi bu ipe sapa gelmez dandirik aşk mevzularına dalıp işin bokunu çıkarmışız.
suçlasam birini rahatlıycam ama mantık abidesine dönüşmekte olan ben her defasında suçlanacak birini ararken kendi kendini otomatikman kilitleyerek " ne alaka lan onun hiç suçu yok ki " şeklinde dönütler veriyor bana (bkz. dönüt -- öğretmen ağzı)
burdan valentine 'e seslenmek istiyorum.
Allah belanı versin!

Çocukken ne çok korkup kaçardık geceden. Hele ki ben geceleri bi odada tek başıma oturamaz, uyuyamazdım. Belki senelerce bir ablayla aynı odayı paylaşmanın verdiği etkiyle, ablam bir arkadaşına kalmaya gidince o geceyi nasıl atlatacağımı planlardım. Bu korkuyla ilgili çocuk bi anım var ki; GECE bi odada tek başına kalmak. Bir akraba evi, gayet küçüğüm 10 yahut 11 yaşındayım. Akrabalarımız senelerce çocukları olmamış ki o dönem tüp bebek tedavisini keşfenden her çift gibi ard arda çocuk yapma girşimlerinde bulunmaları sonucu iki kız çocukları olmuş. akabinde beni yani çocukları oluncaya kadar evlat kabul ettikleri beni evlerine götürüyorlar. Ne zaman gitsek onlara mutlaka benimle uyuyan teyzem artık kendi çocuklarının korku sığınağı olma görevini üstlenmiş dolayısıyla salonda yalnız, tek başımayım.
Deli gibi korkuyorum.
En sonunda bütün rezilliğini göze alıp hastalıktan 2 saat ömrüm kalmış gibi kıvranarak gidiyorum odalarına. bir elim karnımda bir elim alnımda o sırada filmlerden öğrendiğim hastalıkları oynamaktayım. ama bu konuda berbat olduğumu seneler sonra itirafları sayesinde öğrendim. Çocuk işte demeyin. Malak bi çocuk bu. Açık açık korkuyorum dese ne olabilir ki?! En kötüsü "Yürü git lan odamızdan!" gibi bi tepkiyle karşılaşma ihtimalim olurdu.
şimdi geceyi düşünme ihtimali bile huzur veriyor. Gece - kendime ait benim tek başıma olduğum güzel zamanım. zaman zaman en ateşli zaman zaman en lanet zamanım. Geceler güzel evet.
İkinci öğretim bir üniversite öğrencisiyken de güzeldi hatta lisedeyken bile. Herzaman güzellerdi.
ama yaş geçtikçe ulaşılmaz güzellik gibi Adriana Lima yahut Kate Moss gibi olmaya başladılar benim için. İş ve uyku molaları arasında kaçamak ilişkiler yaşadığım mükemmel sevgilim. bana ait benim sevgilim...

Çirkin şeyler eller.. kimi benli alacalı beleceli, kiminin kan damarları belli.. Çİrkinler işte.. ah çilekeş eller diye gazap üzümlerine dönmeyeceğim. Var işşte bazıı çirkin organlar; birincisi ayaklar, ikincisi cinsel uzuvlar, üçüncüsü eller. Tuhaflar bunlar.
Eliyle şöhret olanlar da yok değil hani. Pril reklamlarındaki süper manikürlü bakımlı elleri her ne kadar aklımız mantığımız almasa da böyle eller de var. Zaar gece gündüz elde bulaşık yıkayan yahut çamaşır çitileyen bir anne eli hatırlamıyorum ben o kadar güzel. Kuru olurlar genelde. Vazelin denen gül kokulu nesne de anne acil yardım araç gerecidir zaten.
Ellere nereden geldim?! Caağnım medyada az önce "Ellerinden etkilendim." diye vızıldayan bir oğlan çocuğu gördüm. Kızın halini tipini yüzünü belki göğüslerini beğenmişti lakin, kibar ve aynı zamanda egzantirik olmaya çalışıyor. Ekliyor.
"-Şefkat kokuyor ellerin!"
ben burda sandalyeden düşüyorum. Şu iki kelimeyle tavlanabilseydi kızlar keşke diyecekken bi bakıyorum ki kız tav olmuş. Ellerini uzatıyor kız; iz var ellerinde. büyükçe yanık izleri hem de..

Adı pastel kendisi ise sahibinin ruh haline göre zaman zaman çingen pembiş yahut mor yahut gri renklerine bürünebilecek bir blog bu.
Başlarken sayfası gibi bir açılım şu okumakta olduğunuz. Sivilcelerinin mastürbasyondan kaynaklandığını sanan bir ergen kıvamında dünya beni anlamıyor, kimseyle iletişim kuramıyorum cümle öbeklerinen epey uzak olacağız. kendi halinde her normal yetişkin (?) gibi "bugün patronumun bana lütfen gidip şu işi halledin demesiyle bik bik" gibi cümleler de bulunmayacak bunu biliyorum. ama ne yazacagımı tam olarak bildigimi söyleyemeyecegim. zannımca tek gecelik ilişki gibi düşünmeden karalayacağım bişeyler...
görüşelim.

